“Haşema” Bir Marka mı, Ürün Adı mı? Yargıtay Kararı Çerçevesinde Marka Hakkına Tecavüz
Haşema marka davasında ürün adı savunması, marka hakkına tecavüz ve tazminat hesabı; Yargıtay 11. HD 2022/3013 E., 2023/6757 K. kararı ışığında inceleniyor.
Yayın:
Yazar: Av. Merve Nur İlkbahar
Kısa cevap
Kullanımın biçimine göre ihlal oluşabilir. İbarenin ürünün türünü dürüstçe açıklamak amacıyla mı kullanıldığı, yoksa ürünün tescilli marka sahibiyle bağlantılı olduğu izlenimi mi yarattığı incelenir. Yargıtay, somut dosyada maddi tazminat hesabını talep dışı dönemin dikkate alınması ve markanın kâra etkisinin incelenmemesi nedeniyle bozmuş; bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarını reddetmiştir.
Uyuşmazlığa konu olay
Karara konu olayda, “HAŞEMA” ibareli markanın sahibi olduğunu ileri süren şirket, başka bir şirketin tesettür mayosu satışında bu ibareyi kullandığını belirterek dava açmıştır. Davacı, ürünlerin tüketicilere kendi markasının ürünleriymiş gibi sunulduğunu, bu kullanımın marka hakkını ihlal ettiğini ve ticari itibarına zarar verdiğini ileri sürmüştür.
Davalı şirket ise sattığı ürünlerin markasının “HAŞEMA” olmadığını; bu sözcüğün ticari kaynağı göstermek için değil, giysinin türünü açıklamak amacıyla kullanıldığını savunmuştur. Davalı, ibarenin ürün adı niteliğinde olduğu iddiasıyla karşı dava açarak markanın hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini de istemiştir.
Kararda yer verilen kalite kaybı ve ciro azalmasına ilişkin açıklamalar davacının iddialarıdır; bunların tamamı Yargıtay tarafından ayrıca doğrulanmış olgular olarak değerlendirilmemelidir.
Hukuki problem: Ürün türünü açıklamak ile markayı kullanmak arasındaki sınır
Uyuşmazlığın temelindeki hukuki sorun, tescilli bir marka ile aynı olan ibarenin başka bir satıcı tarafından kullanılmasının hangi durumda ürün türünü açıklayan bir kullanım, hangi durumda marka hakkına tecavüz sayılacağıdır.
Marka, bir işletmenin mallarını veya hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırt etmeye yarar. Bu sebeple kullanım değerlendirilirken tüketicinin, ürünün ticari kaynağı hakkında nasıl bir izlenim edindiği önem taşır. Satıcının ibareyi ürün adı olarak kullandığını söylemesi tek başına belirleyici değildir; kullanımın bütünü incelenmelidir.
- İbarenin ürün başlığında, açıklamasında veya marka alanındaki konumu
- Etiket ve ambalajdaki görünümü ile ürünün gerçek marka bilgisinin gösterilip gösterilmediği
- Reklam ve tanıtımlarda kullanım biçimi
- Marka sahibiyle ticari bağlantı bulunduğu izlenimi yaratılıp yaratılmadığı
İlgili mevzuat: Marka hakkı ve dürüst açıklayıcı kullanım
Günümüzde marka hakkının kapsamı ve tecavüz niteliğindeki kullanımlar esas olarak 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7 ve 29. maddelerinde düzenlenmektedir. İşaretin ürün, reklam veya internet ortamındaki ticari kullanımı, kanundaki şartlar ve somut olayın özellikleri çerçevesinde incelenir.
SMK m. 7/5-b ise marka sahibinin, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde malların veya hizmetlerin türüne ve diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulmasını engelleyemeyeceğini düzenler. Bu savunmanın uygulanması, her olayda kullanımın dürüstlüğüne ve sunum biçimine bağlıdır.
İncelenen olayda fiillerin gerçekleştiği dönemde yürürlükte bulunan 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uygulanmıştır. Güncel uyuşmazlıklarda 6769 sayılı Kanun hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.
İlk derece mahkemesinin kararı
İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, davacının marka hakkına tecavüz davasını kısmen kabul etmiş; markanın hükümsüzlüğüne ilişkin karşı davayı reddetmiştir. Mahkeme, somut kullanımın davacının markasıyla karıştırılma ihtimaline yol açabileceği ve marka hakkına tecavüz oluşturabileceği sonucuna varmıştır.
Mahkeme, markasal kullanım nedeniyle tecavüzün tespitine ve önlenmesine, 20.114,79 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınmasına karar vermiştir. Maddi hesapta davalının 2015 ve 2016 yıllarına ilişkin satışları ve faaliyet kârı değerlendirilmiştir.
Bölge adliye mahkemesinin kararı
Davalı şirket, ibarenin marka olarak değil ürünün türünü açıklamak için kullanıldığını ve tazminat hesabının hatalı olduğunu ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, başvuruyu esastan reddetmiştir.
Bölge adliye mahkemesi, davalı tarafından piyasaya sunulan ürünlerin etiketlerinde “HAŞEMA” ibaresinin bulunduğunu belirtmiş; alıcı çevresi, kullanım amacı, dağıtım kanalları ve ürünlerin birbirinin yerine kullanılabilmesi gibi ölçütleri değerlendirmiştir. Davalının ürünlerin markasına ilişkin savunması ile mahkemenin etiket tespiti birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Mahkeme maddi tazminat hesabında da hata görmemiştir. Ancak Yargıtay bu son değerlendirmeyi yerinde bulmamıştır.
Yargıtay neden bozma kararı verdi?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, davacının tecavüz iddiasını ve tazminat talebini 2016 yılı yaz sezonundan itibaren gerçekleşen kullanıma dayandırdığını belirtmiştir. Buna karşılık bilirkişi raporunda, talep dışında kalan 2015 yılı satışları, kazancı ve kârı da hesaba katılmıştır.
Daire ayrıca, davalının ürün satışlarından elde ettiği kâr incelenirken marka hakkına tecavüz niteliğindeki fiilin ve “HAŞEMA” markasının bu kâr üzerindeki oransal etkisinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dosyada satış kârının hesaplanması tek başına yeterli görülmemiştir.
Yargıtay, tekstil konusunda uzman bir bilirkişi ile mali hesaplardan anlayan bir bilirkişinin de bulunduğu üç kişilik heyetten yeni rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bölge adliye mahkemesi kararını kaldırmış ve ilk derece kararını bozmuştur. Bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazları reddedilmiştir.
Yargıtay, haşema herkes tarafından kullanılabilir dedi mi?
Hayır. İncelenen karar, ibarenin herkes tarafından her durumda serbestçe kullanılabileceği sonucunu içermemektedir. Markanın hükümsüzlüğü istemi ilk derece mahkemesince reddedilmiş; Yargıtay’ın gerekçeli bozması maddi tazminat hesabına ilişkin olmuştur.
Bununla birlikte karardan, sözcüğün başka bir olayda geçen her kullanımının otomatik olarak ihlal oluşturduğu da çıkarılamaz. İlgili tescil, ürün ve somut kullanım biçimi ile varsa dürüst açıklayıcı kullanım savunması ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Bir markanın yaygın ürün adı hâline gelmesi
SMK m. 26/1-b, marka sahibinin fiilleri veya gerekli önlemleri almaması sonucunda markanın tescilli olduğu mal veya hizmetler için yaygın bir ad hâline gelmesini iptal nedeni olarak düzenler. Bir kelimenin günlük dilde ürün adı gibi kullanılması, marka tescilini kendiliğinden sona erdirmez; kanundaki şartların somut olarak incelenmesi gerekir.
Bir satıcının belirli bir kullanımının dürüst ve açıklayıcı olup olmadığı ile markanın yaygın ad hâline gelmesi sebebiyle iptal şartlarının oluşup oluşmadığı birbirinden farklı hukuki meselelerdir.
Kararın uygulama bakımından önemi ve sonuç
Marka uyuşmazlıklarında önce kullanımın marka hakkına tecavüz oluşturup oluşturmadığı, sonra da ihlal kabul edilirse tazminatın hangi fiile, döneme ve ekonomik verilere göre hesaplanacağı belirlenmelidir. İhlal iddiası, talep edilen her tazminat tutarının ayrıca incelenmeden kabul edilmesi sonucunu doğurmaz.
Bu karar, tazminat hesabında talep edilen dönemin esas alınması ve markanın kâra etkisinin incelenmesi bakımından önem taşır. Başka bir olayda hukuki sonuç, ilgili marka kaydı ile ürünün ve satış sunumunun özelliklerine göre değişebilir.
Bozma sonrasındaki yeniden yargılamanın sonucu ve kesinleşen tazminat miktarı, incelenen kaynaklardan doğrulanamamıştır. Bu yazı, Yargıtay’ın 22.11.2023 tarihli kararı ve kararda aktarılan önceki yargılama aşamalarıyla sınırlıdır.
İlgili mevzuat başlıkları
- • 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (uyuşmazlık döneminde uygulanan hükümler)
- • 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 7, 26, 29, 150 ve 151
Mevzuatın güncel metni için Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden kontrol yapılmalıdır.