Yoksulluk Nafakasında Süresizliğin Sonu mu? Anayasa Mahkemesinin E.2025/156, K.2026/131 Sayılı Kararının Karşıoy ve Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Değerlendirilmesi
Anayasa Mahkemesinin TMK m.175’teki ‘süresiz olarak’ ibaresini iptal eden E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararının karşıoy, Yargıtay uygulaması, karşılaştırmalı hukuk ve yeni düzenleme önerisiyle incelenmesi.
Yayın:
Yazar: Av. Merve Nur İlkbahar
Kısa cevap
Anayasa Mahkemesi yoksulluk nafakasını kaldırmamış, TMK m.175/1’deki ‘süresiz olarak’ ibaresini iptal etmiştir. Karar 30 Eylül 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanmış olup iptal hükmü 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecektir. Mahkeme, yeni sistemde nafakanın süresinin somut olayın özelliklerine göre belirlenmesini; gerekli hâllerde uzun süreli veya yaşam boyu nafakanın da mümkün olabilmesini dışlamamıştır.
Giriş
Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli ve E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresini Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir. Karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış; iptal sonucunda meydana gelebilecek hukuki boşluk dikkate alınarak hükmün yürürlüğe girmesi dokuz ay ertelenmiştir. Buna göre iptal hükmü 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir.[1]
Kararın kamuoyunda “süresiz nafakanın kaldırılması” biçiminde ifade edilmesi, ulaşılan hukuki sonucu tek başına açıklamaya yeterli değildir. Anayasa Mahkemesi yoksulluk nafakasını ortadan kaldırmamış; nafakaya hak kazanma şartlarını düzenleyen TMK m.175'i bütünüyle iptal etmemiş ve nafakanın bundan sonra kaç yıl süreyle ödeneceğine ilişkin bir süre de belirlememiştir. İptal edilen yalnızca “süresiz olarak” ibaresidir. Bu nedenle kararın asıl önemi, yoksulluk nafakasının varlığından çok süresinin hangi esaslara göre belirleneceği meselesinde ortaya çıkmaktadır.
Kanaatimizce kararın doğru biçimde değerlendirilmesi için tartışmanın “nafaka devam etmeli mi, kaldırılmalı mı?” şeklindeki keskin bir karşıtlıktan çıkarılması gerekir. Asıl sorun; boşanma nedeniyle ekonomik güçlük içine düşen eşin korunması, evlilik içinde meydana gelen ekonomik ve mesleki kayıpların karşılanması, nafaka borçlusunun boşanma sonrasındaki ekonomik ve ailevi hayatını yeniden kurabilmesi ve nihayet tarafların birbirlerine karşı hangi süreyle mali sorumluluk taşımalarının hakkaniyete uygun olacağıdır.
Bu incelemede önce yoksulluk nafakasının Türk hukukundaki tarihsel gelişimine değinilecek, ardından Anayasa Mahkemesinin çoğunluk gerekçesi ile karşıoy ve farklı gerekçe ele alınacaktır. Daha sonra Alman, İsviçre, Fransız, İngiliz ve belirli ölçüde Amerikan hukukundaki düzenlemeler incelenecek; son bölümde ise Türkiye bakımından nasıl bir düzenleme yapılabileceğine ilişkin değerlendirme ve kanun önerisine yer verilecektir.
I. Yoksulluk Nafakasının Türk Hukukundaki Tarihsel Gelişimi
Yoksulluk nafakasının süresine ilişkin tartışma yeni değildir. 1926 tarihli 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi'nin ilk hâlinde nafaka bugünkü sistemden oldukça farklı biçimde düzenlenmişti. Kanunun 144. maddesine göre boşanma sonucunda büyük bir yoksulluğa düşecek kusursuz eş lehine, diğer eşin ekonomik gücüyle orantılı olarak bir yıl süreyle nafaka verilebilmekteydi.[2]
Bu düzenleme 4 Mayıs 1988 tarihli ve 3444 sayılı Kanun'la değiştirilmiştir. Bir yıllık süre kaldırılmış ve yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” istenebileceği kabul edilmiştir.[3] Dolayısıyla Türk hukukunda süresiz nafaka, 1926'dan beri değişmeden devam eden bir sistem olmayıp 1988 tarihli kanun değişikliğinin ürünüdür.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hazırlanırken de bu tercih korunmuş ve TMK m.175'te, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği hükme bağlanmıştır.
Bununla birlikte “süresiz” kelimesinin kullanılması, nafakanın hiçbir şart altında sona ermeyeceği anlamına gelmemektedir. TMK m.176 uyarınca irat biçiminde ödenen nafaka, alacaklının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölmesi hâlinde kendiliğinden sona ermektedir. Alacaklının evlenmeksizin fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise mahkeme kararıyla kaldırılabilmektedir. Aynı maddede tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi hâlinde nafakanın artırılması veya azaltılması da mümkündür.
Bu nedenle yürürlükteki sistem bakımından “süresiz nafaka” ile “ölünceye kadar değişmeden devam etmek zorunda olan nafaka” aynı şey değildir. Ancak sorunun önemli bir kısmı kanunun lafzından çok uygulamada ortaya çıkmıştır.
II. Yargıtay Uygulaması ve “Süresiz” İbaresinin Kazandığı Anlam
Yargıtay, TMK m.175'teki “süresiz olarak” ibaresini uzun süre hâkime nafakanın başlangıçta belirli bir süreyle sınırlandırılması konusunda takdir hakkı bırakmayan bir düzenleme olarak yorumlamıştır.
Bu yaklaşımın belirgin örneklerinden biri Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12 Aralık 2017 tarihli, E.2016/8859 ve K.2017/14407 sayılı kararıdır. İlk derece mahkemesi, kısa süren ve ortak çocuğun bulunmadığı bir evlilikte yoksulluk nafakasını iki yılla sınırlandırmış; Yargıtay ise kanunun hâkime süre konusunda takdir hakkı tanımadığı gerekçesiyle hükmü bozmuştur.[4]
Bu içtihat, nafakanın süresi bakımından önemli bir sonuç doğurmuştur. Nafaka isteyen taraf talebini belirli bir süreyle sınırlamadığı takdirde hâkimin evliliğin süresini, tarafların yaşını, çocuk bulunup bulunmadığını veya nafaka alacaklısının ekonomik bağımsızlığını hangi süre içinde kazanabileceğini değerlendirerek kendiliğinden süre koyması mümkün görülmemiştir.
Öğretide bu yaklaşım uzun süredir tartışılmaktadır. Kürşad Yağcı, özellikle kısa süreli ve çocuksuz evliliklerde süresizliğin hakkaniyet bakımından sorun doğurabildiğine dikkat çekmiş; Sera Reyhani Yüksel de kanundaki ifade ile hâkimin süre belirleme yetkisi arasındaki ilişkiyi ayrıntılı şekilde incelemiştir.[5] Emrah Kulaklı ise Türk düzenlemesini karşılaştırmalı hukuk verileriyle birlikte ele alarak süre konusunda daha esnek bir sistem kurulabileceğini belirtmiştir.[6]
Bu noktada sorun yalnızca “süresiz” kelimesinin sözlük anlamı değildir. Kanun hükmünün yargısal uygulamada ne şekilde anlam kazandığı da önemlidir. Bir kural teorik olarak farklı yorumlara açık olsa dahi yüksek mahkemenin yerleşik uygulaması belirli bir yorumu zorunlu hâle getirmişse, hukuk uygulamasındaki gerçek sonuç bu yorum üzerinden ortaya çıkmaktadır.
III. Anayasa Mahkemesinin 2012 Tarihli Kararı
Anayasa Mahkemesi aynı ibareyi daha önce 17 Mayıs 2012 tarihli E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında incelemiş ve iptal talebini reddetmiştir.[7]
Mahkeme 2012 yılında, “süresiz” ibaresinin nafakanın mutlaka ömür boyu devam edeceği anlamına gelmediğini; TMK m.176'da nafakanın sona ermesini veya değiştirilmesini sağlayan hâllerin bulunduğunu belirtmiştir. Yoksulluk nafakasının amacı, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin asgari yaşam ihtiyaçlarının karşılanması olarak görülmüş ve söz konusu düzenleme sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşır bulunmuştur.
2012 kararı ile 2026 kararı arasındaki fark bu nedenle ayrıca önem taşımaktadır. Aynı kanun hükmü yaklaşık on dört yıl arayla iki kez anayasal incelemeye konu olmuş; ilkinde Anayasa'ya uygun bulunan “süresiz olarak” ibaresi ikinci incelemede iptal edilmiştir.
Ancak bu dönemde Yargıtay uygulamasının, Anayasa Mahkemesinin 2012 kararındaki daha esnek okumadan farklı yönde geliştiği görülmektedir. Yargıtay, nafakanın şartları devam ettiği müddetçe sonradan kaldırılabileceğini kabul etmekle birlikte hâkimin daha nafakaya hükmederken belirli bir süre tayin edemeyeceği görüşünü sürdürmüştür.
Kanaatimizce 2026 kararının anlaşılması bakımından bu gelişme belirleyicidir. Çünkü sorun yalnızca kanunda “süresiz” sözcüğünün bulunması değil, bu sözcüğün yerleşik uygulamada hâkimin süre bakımından takdir yetkisini ortadan kaldıran bir anlam kazanmış olmasıdır.
IV. Anayasa Mahkemesinin 2026 Tarihli Kararı
A. Belirlilik Sorunu
Anayasa Mahkemesi 2026 tarihli kararında öncelikle hukuk devleti ve belirlilik ilkesi üzerinde durmuştur. Mahkemeye göre kanunun lafzından, yoksulluk nafakasının her durumda ve zorunlu olarak herhangi bir süre sınırı olmaksızın belirlenmesi gerektiği açık biçimde çıkmamaktadır. Buna karşılık yerleşik yargısal uygulama kuralı emredici biçimde yorumlamakta ve hâkimin süre belirlemesine izin vermemektedir.[8]
Bu tespit kanaatimizce kararın en önemli yönlerinden biridir. Çünkü hukuk güvenliği yalnızca kanunun kelimelerinin açık olmasını değil, bu kelimelerin uygulamada hangi hukuki sonucu meydana getireceğinin de belirli olmasını gerektirir.
Kanunu okuyan kişinin ulaşabileceği anlam ile mahkemelerin istikrarlı biçimde uyguladığı anlam farklılaşmışsa, kanun metninin teorik olarak başka bir yoruma elverişli bulunması tek başına yeterli değildir.
B. Tarafların Menfaatleri Arasında Kurulması Gereken Denge
Anayasa Mahkemesi ikinci olarak nafaka alacaklısının korunması ile nafaka borçlusunun hakları arasında kurulması gereken denge üzerinde durmuştur.
Yoksulluk nafakasının, boşanma nedeniyle ekonomik güçlük içine düşecek eşin korunmasına hizmet ettiği tartışmasızdır. Bununla birlikte nafaka borçlusunun da boşanmadan sonra ekonomik ve sosyal hayatını yeniden kurabilmesi gerekir. Üstelik TMK m.175 uyarınca nafaka borçlusunun boşanmada kusurlu olması şart değildir.
Bu nedenle kusursuz veya daha az kusurlu bir kişinin, evliliğin süresi ve somut olayın diğer özellikleri dikkate alınmaksızın başlangıçtan itibaren süresi belli olmayan bir mali ilişkiye bağlanması, bazı durumlarda taraflar arasındaki dengeyi bozabilir.
Mahkeme bu değerlendirmeyi yaparken evlilik süresi, tarafların yaşı ve sağlık durumu, ekonomik ve sosyal şartları, çalışma hayatına katılma imkânları ve nafakanın boşanma sonrasındaki hayat üzerindeki etkisi gibi unsurlara işaret etmiştir.
C. Karar Yaşam Boyu Nafakayı Yasaklamamaktadır
Kararın özellikle altı çizilmesi gereken taraflarından biri, Anayasa Mahkemesinin yaşam boyu nafakayı kategorik biçimde yasaklamamış olmasıdır.
Mahkemeye göre kanun koyucu, belirli şartlar altında uzun süreli hatta yaşam boyunca devam edebilen nafaka öngörebilir. Ancak bunun hangi hâllerde mümkün olacağı belirli ölçütlere bağlanmalıdır.
Bu yönüyle kararın sonucu “bundan böyle nafaka mutlaka belirli süreli olacaktır” şeklinde okunamaz. Asıl sonuç, sürenin somut olayın koşullarına göre belirlenmesini sağlayacak yeni bir kanuni yapıya ihtiyaç duyulmasıdır.
V. Karşıoy Gerekçesi
Engin Yıldırım, Selahaddin Menteş ve Kenan Yaşar tarafından kaleme alınan karşıoy gerekçesi, çoğunluktan farklı bir noktadan hareket etmektedir.
Karşıoyun temel düşüncesi, yoksulluk nafakasının merkezinde süre değil ihtiyaç bulunduğudur. Buna göre nafaka, boşanmış eşe sağlanan bir ödül veya diğer eşe verilen bir ceza değildir. Amaç, boşanmanın ekonomik sonuçları nedeniyle kendi geçimini sağlayamayan tarafı korumaktır.
Karşıoy ayrıca TMK m.176'yı öne çıkarmaktadır. Mevcut sistemde alacaklının yeniden evlenmesi, yoksulluğunun ortadan kalkması veya fiilen evli gibi yaşaması gibi hâllerde nafakanın sona erebilmesi; mali durumların değişmesi hâlinde ise miktarın değiştirilebilmesi nedeniyle “süresiz” nafakanın gerçekte hiçbir şart altında sona ermeyen mutlak bir borç olmadığı savunulmaktadır.
Bu görüşün önemli ölçüde isabetli olduğu kanaatindeyiz. Mevcut kanuni sistem gerçekten de nafakanın sonsuza kadar ve hiçbir değişiklik yapılmaksızın devam etmesini öngörmemektedir. Bu nedenle “süresiz nafaka” kavramı kamuoyunda zaman zaman ifade edildiği gibi mutlak bir ömür boyu ödeme yükümlülüğü olarak anlaşılmamalıdır.
Ancak kanaatimizce karşıoyun bu tespiti, “süresiz olarak” ibaresinin kanunda korunmasını zorunlu kılan bir sonuç doğurmamaktadır.
Çünkü mevcut uygulamada sorun, nafakanın sonradan kaldırılabilmesi meselesinden önce ortaya çıkmaktadır. Hâkim ilk kararı verirken evliliğin iki ay veya yirmi beş yıl sürmüş olmasını süre bakımından etkili bir unsur olarak değerlendirememekte; nafaka isteyen eş açıkça süreli talepte bulunmadıkça nafakayı belirli bir dönemle sınırlayamamaktadır.
Dolayısıyla karşıoyun “nafaka zaten mutlak anlamda süresiz değildir” tespitine katılmakla birlikte, kanun metnindeki süresizliğin uygulamada kazandığı anlam nedeniyle yeni ve daha açık bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunduğunu düşünüyoruz.
VI. Yıldız Seferinoğlu'nun Farklı Gerekçesi
Yıldız Seferinoğlu iptal sonucuna katılmış ancak çoğunluğun gerekçesinden ayrılmıştır. Farklı gerekçenin odak noktası menfaatler dengesinden çok belirlilik sorunudur.
Buradaki temel mesele şudur: Eğer TMK m.175 hâkimin nafakayı süreyle sınırlandırmasına aslında engel değilse, çoğunluğun süresiz nafakanın borçlu üzerindeki ağır etkilerinden hareket ederek yaptığı değerlendirme tartışmalı hâle gelmektedir. Buna karşılık Yargıtayın yerleşik yorumu hâkimin süre belirleyemeyeceği yönündeyse, hukuk düzenindeki gerçek sonuç bu yorumla şekillenmektedir.
Kanaatimizce Seferinoğlu'nun bu tespiti önemlidir. Anayasa Mahkemesinin 2012 tarihli kararında yaptığı açıklamalar uygulamadaki sorunu ortadan kaldırmamış; Yargıtay sonraki yıllarda hâkimin nafakanın süresini sınırlandıramayacağı yönündeki içtihadını sürdürmüştür.
Bu durum, yalnızca anayasal yorum yoluyla uygulamayı değiştirmeye çalışmanın yeterli olmayabileceğini göstermektedir. Bu nedenle “süresiz olarak” ibaresinin kaldırılması ve yerine hâkimin hangi şartlarda, hangi ölçütleri dikkate alarak süre belirleyeceğini açıkça gösteren yeni bir düzenleme yapılması daha isabetli görünmektedir.
Başka bir ifadeyle karşıoyun, mevcut nafakanın gerçekte mutlak anlamda ömür boyu olmadığı yönündeki tespitine katılmak mümkündür; fakat yıllar içinde yerleşen uygulama karşısında aynı ibarenin kanunda bırakılarak yalnızca yeni bir yorum geliştirilmesi yeterli olmayacaktır.
VII. Evliliğin Süresi Nafakanın Süresinde Ne Ölçüde Etkili Olmalıdır?
Kanaatimizce yeni kanuni düzenlemenin temel unsurlarından biri evliliğin süresi olmalıdır.
İki ay sürmüş, ortak çocuğun bulunmadığı ve tarafların evlilik nedeniyle ekonomik veya mesleki hayatlarında önemli bir değişiklik meydana gelmediği bir evlilik ile yirmi beş yıl sürmüş, çocukların yetiştirildiği ve taraflardan birinin aile içindeki iş bölümü nedeniyle yıllarca çalışma yaşamının dışında kaldığı bir evliliğin aynı nafaka rejimine tabi tutulması adil olmayabilir.
Kısa süreli bir evlilik nedeniyle bir tarafın yıllarca nafaka yükümlülüğü altında tutulması, yalnızca ekonomik bir sorun meydana getirmez. Boşanmanın ardından kişilerin ayrı hayatlar kurabilmesini de güçleştirebilir. Birlikte yaşamak istemeyen kişilerin, evlilikten çok daha uzun süre devam edebilen sürekli bir mali ilişki nedeniyle yeniden ve yeniden hukuki uyuşmazlıklarla karşı karşıya kalması da boşanmanın sosyal sonuçları bakımından göz ardı edilmemelidir.
Ancak bunun karşısında başka bir gerçeklik bulunmaktadır.
Uzun süre devam eden bazı evliliklerde taraflardan biri çocukların yetiştirilmesini, ev işlerini ve aile düzeninin yürütülmesini üstlenirken diğer eş çalışma yaşamında ilerleyebilir. Ev içinde kalan eş ise yıllar içinde iş tecrübesinden, mesleki gelişimden, gelir artışından ve kimi zaman emeklilik haklarından uzak kalabilir.
Böyle bir durumda boşanma kararının kesinleşmesi, yıllar içinde oluşan ekonomik dezavantajı bir anda ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle evlilik süresinin nafakanın süresi bakımından önemli olması gerekir; fakat tek başına belirleyici bir matematik formülüne dönüştürülmemelidir.
On yıl süren iki evlilik aynı ekonomik sonucu doğurmayabilir. Birinde her iki eş kesintisiz olarak çalışmış ve çocuk bulunmamış olabilir; diğerinde eşlerden biri çocukların bakımı nedeniyle on yıl boyunca çalışma hayatından uzak kalmış olabilir. Yalnızca takvim hesabına dayanan bir sistem, bu iki evliliği birbirinden ayıramaz.
VIII. Evlilik İçindeki İş Bölümü ve CEDAW'ın Yaklaşımı
Evlilik süresinin yanında değerlendirilmesi gereken esas meselelerden biri, tarafların evlilik içinde nasıl bir iş bölümü benimsediğidir.
CEDAW Komitesinin 29 No.lu Genel Tavsiye Kararı, evlilik ve boşanmanın ekonomik sonuçlarının değerlendirilmesinde aile içindeki toplumsal iş bölümüne özel önem vermektedir. Komite; çocuk bakımı, ev içi ücretsiz emek, kesintiye uğrayan eğitim veya meslek hayatı ve eşlerden birinin diğer eşin kariyerine destek olmak amacıyla kendi ekonomik gelişiminden vazgeçmesi gibi durumların boşanma sonrasında ekonomik eşitsizlik yaratabileceğini belirtmektedir.[9]
Bu yaklaşım Türkiye açısından ayrıca önemlidir. Evlilik süresince ev ve çocuk bakımını üstlenen kişinin boşanmanın ertesi günü işgücü piyasasında yıllardır çalışan kişiyle aynı ekonomik konuma ulaşabileceğini varsaymak gerçekçi değildir.
Bu nedenle yeni sistemde yalnızca kişinin teorik anlamda “çalışabilir” olup olmadığına bakılmamalıdır. Yaş, eğitim, daha önce yapılan iş, çalışma hayatından ne kadar süre uzak kalındığı, bakım yükümlülüğünün devam edip etmediği ve gerçek anlamda gelir getirici bir iş bulma imkânı birlikte değerlendirilmelidir.
Örneğin elli beş yaşına gelmiş ve yirmi beş yıldır çalışma hayatının dışında olan bir kişinin sağlık açısından çalışabilecek durumda bulunması, ekonomik bağımsızlığını kısa zamanda sağlayabileceği anlamına gelmez.
Tam tersine genç, mesleki eğitimi bulunan, kısa süre evli kalmış ve evlilik nedeniyle çalışma yaşamında kayıp yaşamamış bir kişinin durumu da aynı şekilde değerlendirilmemelidir.
IX. Nafaka Borçlusunun Sonradan Değişen Durumu
Mevcut düzenlemede sona erme sebeplerinin önemli bir kısmı nafaka alacaklısının durumuyla bağlantılıdır. Alacaklının yeniden evlenmesi, fiilen evli gibi yaşaması veya yoksulluktan çıkması nafakanın sona ermesine yol açabilmektedir.
Nafaka borçlusunun mali durumunun değişmesi ise TMK m.176 çerçevesinde tamamen önemsiz değildir. Tarafların mali durumlarındaki değişiklik nafakanın artırılması veya azaltılması bakımından dikkate alınabilir.
Bununla birlikte kanaatimizce yeni düzenlemede borçlunun durumunun daha açık biçimde ele alınması gerekir.
Nafaka borçlusu boşanmadan sonra yeniden evlenebilir, çocuk sahibi olabilir, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sayısı artabilir, ağır bir hastalığa yakalanabilir, çalışma gücünü kaybedebilir veya ekonomik açıdan eski eşinden daha zayıf bir konuma düşebilir.
Elbette yeniden evlenme tek başına eski eşe karşı nafaka borcunu sona erdirmemelidir. Aksi hâlde nafaka alacaklısının korunması kolaylıkla etkisiz hâle gelebilir.
Ancak borçlunun daha sonra ortaya çıkan gerçek ve zorunlu bakım yükümlülüklerini hiç dikkate almamak da hakkaniyetli değildir.
Yeni kanunda esaslı değişiklik hâllerinde yalnızca nafakanın miktarının değil, kalan süresinin de yeniden değerlendirilmesine imkân tanınması yerinde olacaktır.
X. Kusur Nafakanın Süresini Belirlemeli midir?
Yoksulluk nafakasının şartlarından biri, nafaka isteyen tarafın kusurunun diğer eşten daha ağır olmamasıdır. Buna karşılık nafaka borçlusunun mutlaka kusurlu olması gerekmez.
Yeni düzenlemede kusurun nafakanın süresine etkisinin ne olacağı ayrıca tartışılmalıdır.
Kanaatimizce nafakanın süresini doğrudan boşanmadaki kusur oranına bağlamak doğru olmaz. Yoksulluk nafakasının amacı kusurlu tarafı cezalandırmak değildir. Boşanmada kusura bağlı mali sonuçlar bakımından TMK m.174'te maddi ve manevi tazminat hükümleri zaten bulunmaktadır.
Bununla birlikte tarafların davranışlarının tamamen değersiz olduğu da söylenemez. Özellikle bir tarafın ekonomik bağımlılığının oluşmasıyla diğer tarafın davranışları arasında açık bir ilişki mevcutsa veya somut olayda hakkaniyet bunu gerektiriyorsa kusur tali bir değerlendirme unsuru olabilir.
Ancak kurulacak sistemin temel sorusu “boşanmada kim daha kusurludur?” değil, “evlilik tarafların ekonomik durumunda hangi kalıcı sonuçları meydana getirmiştir?” olmalıdır.
XI. Karşılaştırmalı Hukuk
A. Almanya
Alman hukukunda boşanma sonrası nafakanın başlangıç noktası BGB §1569'daki kişisel sorumluluk ilkesidir. Buna göre boşanmadan sonra kural olarak her eş kendi geçimini sağlamakla yükümlüdür; bunu sağlayamadığı hâllerde kanundaki diğer şartlar çerçevesinde eski eşinden nafaka isteyebilir.[10]
BGB §1578b ise nafakanın azaltılmasına veya süreyle sınırlandırılmasına imkân tanımaktadır. Değerlendirmede özellikle evlilik nedeniyle kişinin kendi geçimini sağlama kapasitesinde meydana gelen dezavantaj, ortak çocukların bakım süresi, evlilik içindeki ev işi ve çalışma hayatı dağılımı ile evlilik süresi dikkate alınmaktadır.[11]
Alman modelinden Türkiye açısından alınabilecek esas düşünce, nafakanın süresini yalnızca evliliğin kaç yıl sürdüğüne bağlamamak; evliliğin kişinin gelir elde etme kapasitesinde meydana getirdiği kaybı ayrıca araştırmaktır.
B. İsviçre
İsviçre hukukunda boşanma sonrası nafaka değerlendirmesinde de kişisel ekonomik bağımsızlık önemli bir yere sahiptir. İsviçre Federal Mahkemesi BGE 147 III 308 sayılı kararında, boşanma sonrasında kişinin mümkün ve makul olduğu ölçüde kendi geçimini sağlamasının esas olduğunu; ancak gerekli hâllerde çalışma hayatına dönülebilmesi için uygun bir geçiş süresinin tanınabileceğini kabul etmiştir. Mahkeme aynı kararda, bir eşin ev işleri ve çocuk bakımı nedeniyle ekonomik bağımsızlığından vazgeçtiği ve diğer eşin kariyerine ağırlık verebildiği evliliklerin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.[12]
BGE 150 III 305 sayılı 10 Mayıs 2024 tarihli kararda ise yaşamı önemli ölçüde şekillendirmiş bir evliliğin dahi nafakanın makul bir süreyle sınırlandırılmasına kategorik olarak engel olmadığı ifade edilmiştir. Nafakanın varlığı ile ne kadar süre devam edeceğinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.[13]
İsviçre sisteminden çıkarılabilecek ders de sabit sürelerden çok, somut olayda tarafların ekonomik bağımsızlıklarını hangi süre içinde sağlayabileceklerinin değerlendirilmesidir.
C. Fransa
Fransız hukukundaki prestation compensatoire, Türk hukukundaki yoksulluk nafakasıyla aynı kurum değildir. Bununla birlikte boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik dengesizliğin nasıl değerlendirildiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Fransız Medenî Kanunu m.270'te temel amaç, evliliğin sona ermesinin tarafların yaşam koşullarında oluşturduğu ekonomik farklılığın mümkün olduğu ölçüde telafi edilmesidir. Sistem esas olarak sermaye şeklinde bir ödemeyi tercih etmektedir.[14]
M.271 uyarınca ise evliliğin süresi, tarafların yaşı ve sağlık durumu, mesleki nitelikleri, çocukların yetiştirilmesi veya diğer eşin kariyerinin desteklenmesi amacıyla yapılan mesleki tercihler, malvarlığı ve emeklilik haklarındaki kayıplar dikkate alınmaktadır.[15]
Burada özellikle diğer eşin kariyerini geliştirebilmesi veya çocukların yetiştirilmesi için kişinin kendi mesleki hayatından yaptığı fedakârlığın kanunda açıkça değerlendirme konusu yapılması dikkat çekicidir.
D. İngiltere ve Galler
İngiltere ve Galler hukukunda Matrimonial Causes Act 1973 kapsamında mahkeme belirli süreli dönemsel ödemelere karar verebilmektedir. Kanunun 25A maddesinde mahkemenin, tarafların birbirlerine karşı mali yükümlülüklerinin adil ve makul olduğu ölçüde mümkün olan en erken zamanda sona erdirilip erdirilemeyeceğini değerlendirmesi öngörülmektedir. Nafaka alan tarafın aşırı güçlük yaşamadan ekonomik bağımlılıktan çıkmasını sağlayacak bir dönem bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmektedir.[16]
Bununla birlikte İngiliz sistemi de tartışmasız değildir. Law Commission'ın 2024 tarihli çalışması, mali sonuçlara ilişkin mevcut hukukta belirsizlik bulunduğunu ve eş nafakasının süresi dâhil olmak üzere çeşitli alanlarda reform ihtiyacının tartışıldığını ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla “clean break” ilkesi dahi tek başına her olayda eski eşler arasındaki ekonomik bağın derhâl sona ermesi anlamına gelmemektedir.
E. Massachusetts Örneği
Amerika Birleşik Devletleri'nde nafaka hukuku eyaletlere göre değiştiğinden tek bir Amerikan modelinden söz edilemez. Bununla birlikte Massachusetts daha sayısal bir modelin örneğini oluşturmaktadır.
Massachusetts General Laws Chapter 208 §49'da evliliğin süresine bağlı olarak nafakanın azami süresine ilişkin oranlar belirlenmiştir. Beş yıl veya daha kısa evliliklerde evlilik süresinin en fazla yarısı; beş ila on yıllık evliliklerde yüzde 60'ı; on ila on beş yıl arasında yüzde 70'i; on beş ila yirmi yıl arasında ise yüzde 80'i kadar genel nafaka öngörülebilmektedir. Yirmi yılı aşan evliliklerde süresiz nafaka mümkün olmakla birlikte mahkemenin hakkaniyet gerekçesiyle belirli sınırlar içinde farklı karar vermesi de mümkündür.[17]
Bu model öngörülebilirliği artırmakla birlikte kanaatimizce Türkiye bakımından doğrudan benimsenmemelidir. Çünkü evlilik süresi önemli olsa da evlilik içinde meydana gelen gerçek ekonomik kaybın yerine geçemez.
XII. AİHM İçtihadı Bakımından Değerlendirme
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadından, boşanma sonrası eş nafakasının mutlaka belirli süreli veya mutlaka süresiz olması gerektiğine ilişkin genel bir kural çıkarmak mümkün görünmemektedir.
Örneğin J.M. v. United Kingdom kararı çocuk bakım yükümlülüğünün hesaplanmasında cinsel yönelime dayalı farklı muameleyi ele almakta ve nafaka benzeri mali yükümlülüklerin ayrımcılık yasağı ve mülkiyet alanıyla ilişkisini göstermektedir; ancak eş nafakasının ne kadar süreyle devam etmesi gerektiğini belirlememektedir.[18]
Bu nedenle Türk hukukunda yapılacak düzenlemenin belirli bir süre formülünü AİHM'in zorunlu tuttuğunu söylemek mümkün değildir. Strasbourg açısından asıl önem taşıyan meselelerin kanunilik, ayrımcılık yasağı, ölçülülük, adil yargılanma ve somut olayın şartlarına uygun bir değerlendirme yapılması olduğu söylenebilir.
XIII. Türkiye İçin Nasıl Bir Model Kurulmalıdır?
Karşılaştırmalı hukuk incelendiğinde sistemlerin iki uç model arasında şekillenmediği görülmektedir. Bir tarafta koşulsuz biçimde ömür boyu devam eden nafaka, diğer tarafta boşanmayla birlikte her türlü ekonomik ilişkinin derhâl sona ermesi şeklinde iki saf model bulunmamaktadır.
Kanaatimizce Türkiye bakımından yapılabilecek en büyük hata, “süresiz olarak” ibaresini kaldırdıktan sonra bunun yerine yalnızca yeni bir rakamsal süre koymak olacaktır.
Örneğin “iki yıllık evlilikte bir yıl, beş yıllık evlilikte iki yıl, on yıllık evlilikte beş yıl nafaka” şeklindeki bir sistem ilk bakışta belirli görünse de somut olay adaletini sağlamayabilir.
Bunun yerine kanunda nafakanın süresini belirleyecek açık ve belirli kriterler bulunmalıdır.
Bu kriterlerin başında;
evliliğin süresi, tarafların yaşı, sağlık durumları, eğitim ve meslekleri, çalışma geçmişleri, mevcut gelir ve malvarlıkları, çalışma hayatına girme veya yeniden dönme imkânları, ortak çocukların sayısı ve yaşı, çocukların fiilî bakımının hangi taraf üzerinde olduğu, evlilik süresince benimsenen iş bölümü, çocuk bakımı veya ev işleri nedeniyle meydana gelen kariyer ve gelir kayıpları, diğer eşin mesleki gelişimine yapılan katkı, sosyal güvenlik ve emeklilik haklarındaki kayıplar ile tarafların boşanma sonrasında ortaya çıkan zorunlu bakım yükümlülükleri gelmelidir.
Bu yaklaşım karşılaştırmalı hukukta da görülen ortak noktaları Türk hukukunun kendi sosyal şartlarına uyarlayabilir.
A. Geçiş Nafakası
İlk kategori, boşanmadan hemen sonra kendi geçimini sağlaması mümkün olmayan ancak belirli bir dönem sonunda ekonomik bağımsızlığını kazanması makul olarak beklenebilecek eşler için düşünülebilir.
Örneğin birkaç yıl çalışma hayatından uzak kalmış ancak mesleğine dönme imkânı bulunan bir kişiye, iş bulması veya gerekli mesleki eğitimi tamamlaması için belirli süre nafaka verilmesi mümkündür.
Buradaki amaç kişiyi sürekli ekonomik bağımlılık altında tutmak değil, bağımsızlığa geçişi sağlamak olmalıdır.
B. Uzun Süreli Nafaka
Uzun süreli evlilik, çocukların yıllarca bir eş tarafından bakılması, çalışma hayatından uzun süre uzak kalınması veya eşlerden birinin diğer eşin kariyerini desteklemek amacıyla kendi ekonomik gelişimini geri plana bırakması hâllerinde daha uzun nafaka süreleri haklı görülebilir.
Burada sürenin uzunluğunu yalnızca evliliğin yıl sayısı değil, evlilik nedeniyle meydana gelen ekonomik kaybın ağırlığı belirlemelidir.
C. İstisnai Olarak Süresiz Nafaka
Kanaatimizce yeni sistem yaşam boyu nafaka ihtimalini tamamen ortadan kaldırmamalıdır.
İleri yaş, ağır veya sürekli sağlık sorunu, engellilik, çok uzun süreli evlilik nedeniyle işgücüne dönmenin gerçekçi olmaması veya evlilik içinde ortaya çıkan ekonomik dezavantajın artık telafi edilemeyecek nitelikte olması hâllerinde uzun süreli hatta yaşam boyu nafaka mümkün olmalıdır.
Ancak böyle bir karar verildiğinde mahkemenin neden belirli süreli nafakanın yeterli olmadığına ilişkin gerekçesini ayrıca ortaya koyması gerekir.
Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesinin 2026 tarihli kararının yaşam boyu nafakayı bütünüyle dışlamayan yapısıyla da uyumludur.
XIV. Nafakanın Sonradan Yeniden Değerlendirilmesi
Yeni sistem yalnızca ilk karar verilirken kullanılacak ölçütleri düzenlemekle yetinmemelidir.
Boşanma sonrasında tarafların hayat şartları önemli ölçüde değişebilir.
Bu nedenle nafaka borçlusunun veya alacaklısının gelirinde esaslı değişiklik olması, çalışma kapasitesinin kaybedilmesi, alacaklının ekonomik bağımsızlığını kazanması, çocukların bakım koşullarının değişmesi veya borçlunun zorunlu bakım yükümlülüklerinin önemli ölçüde artması hâllerinde nafakanın yalnızca miktarı değil süresi de yeniden ele alınabilmelidir.
Belirli süreli nafaka bakımından da istisnai uzatma imkânı düşünülmelidir.
Örneğin hâkim başlangıçta dört yıllık nafakaya hükmetmiş; ancak nafaka alacaklısı bu süre içinde kendi kusuru olmaksızın ağır bir hastalığa yakalanmış veya çalışma kapasitesini kaybetmiş olabilir. Böyle bir durumda “dört yıl doldu, nafaka mutlaka sona erer” şeklindeki katı yaklaşım adil sonuç vermeyebilir.
Bu nedenle başlangıçta belirlenen sürenin gerekli hâllerde uzatılmasına da imkân tanınmalıdır.
XV. Önerilen Kanuni Düzenleme
Aşağıdaki metin yürürlükte bulunan veya TBMM'de kabul edilmiş bir hüküm değildir. Karşılaştırmalı hukuk, Anayasa Mahkemesi kararı ve yukarıdaki değerlendirmeler esas alınarak tarafımızca hazırlanmış bir de lege ferenda önerisidir:
TMK m.175 İçin Öneri
“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer taraftan daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan onun mali gücüyle orantılı olarak yoksulluk nafakası isteyebilir.
Hâkim, nafakanın miktarıyla birlikte süresini de somut olayın şartlarına göre belirler.
Nafakanın süresi belirlenirken özellikle evliliğin süresi; tarafların yaşları ve sağlık durumları; eğitim ve mesleki nitelikleri; çalışma geçmişleri; mevcut ve öngörülebilir gelirleri ile malvarlıkları; çalışma hayatına katılma veya yeniden dönme imkânları; evlilik süresince benimsenen iş bölümü; ortak çocukların sayısı, yaşları ve fiilî bakım yükümlülüğünün hangi taraf üzerinde bulunduğu; çocuk bakımı, ev işleri veya diğer eşin mesleki gelişiminin desteklenmesi nedeniyle meydana gelen gelir, kariyer ve sosyal güvenlik kayıpları; ekonomik bağımsızlığın sağlanması için gereken makul süre ve tarafların zorunlu bakım yükümlülükleri dikkate alınır.
Evlilik nedeniyle meydana gelen ekonomik dezavantajın makul bir süre içerisinde giderilebileceğinin anlaşılması hâlinde nafakaya belirli süreyle hükmedilir.
Nafaka alacaklısının yaşı, sağlık durumu, engelliliği, evliliğin süresi, uzun süreli bakım emeği veya evlilik nedeniyle çalışma ve gelir elde etme kapasitesinde meydana gelen kalıcı kayıp sebebiyle ekonomik bağımsızlığını sağlamasının kendisinden makul olarak beklenemediği hâllerde uzun süreli veya süresiz nafakaya karar verilebilir. Süresiz nafakaya hükmedilmesi hâlinde bunun nedenleri kararda ayrıca gösterilir.”
TMK m.176 Bakımından Öneri
“İrat biçiminde hükmedilen yoksulluk nafakasının devamı sırasında taraflardan birinin gelir veya çalışma kapasitesinde esaslı ve sürekli değişiklik meydana gelmesi, nafaka borçlusunun zorunlu bakım yükümlülüklerinin önemli ölçüde değişmesi, nafaka alacaklısının ekonomik bağımsızlığını sağlayabilecek duruma gelmesi veya nafakanın belirlenmesinde esas alınan evlilik kaynaklı ekonomik dezavantajın önemli ölçüde ortadan kalkması hâllerinde mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine nafakanın miktarını ve süresini yeniden değerlendirebilir.
Nafaka borçlusunun yeniden evlenmesi veya yeni bir aile kurması tek başına nafakanın kaldırılması sebebi oluşturmaz. Ancak bu ilişkiden doğan zorunlu bakım yükümlülükleri, nafaka alacaklısının devam eden ihtiyacıyla birlikte değerlendirilir.
Belirli süreyle hükmedilen nafakanın sona ermesinden önce, alacaklının evlilikten kaynaklanan ekonomik dezavantajının kendi kusuru olmaksızın devam ettiğinin ve ekonomik bağımsızlığını sağlamasının kendisinden makul olarak beklenemeyeceğinin anlaşılması hâlinde mahkeme nafakanın süresini uzatabilir.”
Bu şekilde yapılacak bir düzenleme, kanunda tek bir rakamsal süre öngörülmesinden daha uygun olacaktır. Hâkimin takdir alanı korunacak ancak bu takdir tamamen belirsiz bırakılmayacaktır. Hangi hususların değerlendirilmesi gerektiği doğrudan kanundan anlaşılabilecektir.
XVI. Mevcut Nafaka Kararlarının Durumu
AYM kararının mevcut nafaka hükümlerini 30 Haziran 2027 tarihinde kendiliğinden ortadan kaldıracağı sonucuna varılmamalıdır.
Anayasa'nın 153. maddesi gereğince iptal kararları geriye yürümez. Ayrıca AYM, iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay ertelemiştir. Dolayısıyla bugün için TMK m.175'teki “süresiz olarak” ibaresi yürürlüktedir.
Yeni kanuni düzenleme yapılırken mevcut nafaka kararlarının nasıl etkileneceğinin ayrıca hükme bağlanması gerekir.
Bu hususun kanunda açıkça düzenlenmemesi durumunda kesinleşmiş kararlar, devam eden davalar, uyarlama davaları ve 30 Haziran 2027 sonrasındaki talepler bakımından yeni tartışmalar doğması kaçınılmazdır.
Bu nedenle yapılacak değişiklikte geçiş hükümlerine özellikle yer verilmelidir.
XVII. Yasama Organının Önündeki Süreç
3 Ekim 2026 tarihi itibarıyla, AYM kararından sonra kabul edilerek yürürlüğe girmiş yeni bir TMK m.175 düzenlemesi bulunmamaktadır.
TBMM'de 28 Mayıs 2024 tarihinde sunulmuş bulunan 2/2184 esas numaralı Türk Medenî Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ise hâlen Adalet Komisyonundadır. Teklifte yoksulluk nafakasının süresinin; evlilik süresi, eğitim ve meslek durumu, sağlık, çalışabilirlik ile çocukların sayısı ve yaşları gibi ölçütler dikkate alınarak mahkemece belirlenmesi önerilmektedir.[19]
Bu teklif henüz kanunlaşmış değildir. Dolayısıyla basında veya kamuoyunda tartışılan süreler bugün için yürürlükte hukuk olarak kabul edilemez.
Kanaatimizce AYM'nin verdiği dokuz aylık süre yalnızca “süresiz” kelimesinin yerine başka bir kelime konulması için değil, yoksulluk nafakasının süresine ilişkin bütüncül bir sistem kurulması için değerlendirilmelidir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesinin E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararı yoksulluk nafakasını kaldırmamış; nafakanın süresinin hiçbir açık ölçüt bulunmaksızın kategorik biçimde belirsiz bırakılmasını anayasal açıdan yeniden değerlendirmiştir.
Kanaatimizce kararın isabetli biçimde anlaşılabilmesi için çoğunluk gerekçesi ile karşıoyun birlikte okunması gerekir.
Karşıoyun, mevcut hukukta yoksulluk nafakasının mutlak anlamda ömür boyu devam etmek zorunda olmadığı yönündeki değerlendirmesine katılmak gerekir. TMK m.176 gerçekten de nafakanın sona ermesini, kaldırılmasını veya miktarının değiştirilmesini sağlayan çeşitli hükümler içermektedir.
Bununla birlikte uygulamada “süresiz olarak” ibaresi, özellikle Yargıtay içtihadı yoluyla hâkimin daha ilk karar sırasında nafakanın süresini sınırlamasına engel olan bir anlam kazanmıştır. Anayasa Mahkemesinin 2012 yılında yaptığı daha esnek açıklamalar dahi bu uygulamayı değiştirmemiştir.
Bu nedenle sorunun yalnızca yeni bir yargısal yorumla çözülmesi yerine kanun hükmünün yeniden yazılması daha doğru görünmektedir.
Ancak yeni düzenleme yapılırken süresizliğin yerine katı bir süre sistemi getirilmesi aynı sorunun başka biçimde devam etmesine yol açabilir.
İki ay sürmüş ve tarafların ekonomik hayatında önemli değişiklik yaratmamış bir evlilik ile yirmi beş yıl sürmüş, çocukların yetiştirildiği ve taraflardan birinin yıllarca çalışma hayatından uzak kaldığı bir evlilik aynı kurallarla değerlendirilemez.
Diğer taraftan, uzun süren her evlilik de kendiliğinden yaşam boyu nafaka doğurmamalıdır.
Asıl incelenmesi gereken, evliliğin tarafların ekonomik bağımsızlığı üzerinde hangi etkiyi bıraktığıdır.
Çocuk bakımı, ev içi emek veya diğer eşin kariyerinin desteklenmesi nedeniyle çalışma hayatından uzak kalan tarafın yaşadığı gelir ve kariyer kaybı göz ardı edilmemelidir. Buna karşılık kısa süreli bir evlilik nedeniyle taraflardan birinin makul olmayan bir süre boyunca diğerine ekonomik olarak bağlı kalması da kabul edilmemelidir.
Aynı şekilde nafaka borçlusunun boşanma sonrası hayatındaki esaslı değişiklikler de hukuk düzeninin dışında bırakılmamalıdır. Nafaka borçlusunun yeniden evlenmesi tek başına borcu sona erdirmese bile yeni çocuklar, zorunlu bakım yükümlülükleri, çalışma kapasitesinin kaybı veya ağır ekonomik gerileme gibi durumlar nafakanın miktarı ve süresi bakımından değerlendirilebilmelidir.
Bu nedenle yeni kanuni modelin üç ihtiyaca cevap vermesi gerektiği kanaatindeyiz: ekonomik bağımsızlığa geçiş için geçici nafaka, evlilik nedeniyle önemli ekonomik kayıp meydana gelen durumlarda uzun süreli nafaka ve ekonomik bağımsızlığın artık gerçekçi biçimde kurulamayacağı istisnai hâllerde süresiz nafaka.
Kanunda evlilik süresi, yaş, sağlık, çocukların bakım yükümlülüğü, çalışma geçmişi, mesleğe dönüş imkânı, evlilik içindeki iş bölümü ve evlilikten kaynaklanan ekonomik kayıplar gibi belirli ölçütlerin açıkça gösterilmesi, hem nafaka alacaklısı hem nafaka borçlusu bakımından daha öngörülebilir bir sistem yaratacaktır.
Sonuç olarak sorun, nafakanın mümkün olan en kısa veya en uzun süreyle verilmesi değildir. Sorulması gereken esas soru şudur:
Boşanma sona eren evliliğin ekonomik sonuçlarını taraflardan hangisinin üzerinde bırakmaktadır ve bu sonucun hakkaniyete uygun biçimde giderilmesi için diğer eşin mali desteğine ne kadar süreyle ihtiyaç bulunmaktadır?
Kanaatimizce yeni düzenlemenin hareket noktası bu olmalıdır.
Dipnotlar – Chicago Notes
[1] Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131, 4 Haziran 2026, Resmî Gazete, 30 Eylül 2026, S.33386.
[2] 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi, 17 Şubat 1926 tarihli ilk metin, m.144.
[3] 3444 sayılı Türk Kanunu Medenisinin Bazı Maddelerinin ve 818 Sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun, 4 Mayıs 1988, m.6.
[4] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2016/8859, K.2017/14407, 12 Aralık 2017.
[5] Kürşad Yağcı, “Yoksulluk Nafakasında ‘Süresizlik’ Sorunu,” İstanbul Hukuk Mecmuası 76, no. 1 (2018): 323–358; Sera Reyhani Yüksel, “Yoksulluk Nafakası ve Süre Sorunu,” Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2, no. 2 (2021): 485–509.
[6] Emrah Kulaklı, “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi,” İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 5, no. 2 (2018): 237–268.
[7] Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, E.2011/136, K.2012/72, 17 Mayıs 2012.
[8] Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131, 4 Haziran 2026.
[9] Committee on the Elimination of Discrimination against Women, General Recommendation No. 29 on Article 16 of the Convention: Economic Consequences of Marriage, Family Relations and Their Dissolution, CEDAW/C/GC/29 (30 October 2013).
[10] Germany, Bürgerliches Gesetzbuch, §1569.
[11] Germany, Bürgerliches Gesetzbuch, §1578b.
[12] Schweizerisches Bundesgericht, BGE 147 III 308, 5A_104/2018, 2 February 2021.
[13] Schweizerisches Bundesgericht, BGE 150 III 305, 5A_801/2022, 10 May 2024.
[14] France, Code civil, art. 270.
[15] France, Code civil, art. 271.
[16] United Kingdom, Matrimonial Causes Act 1973, ss. 23, 25A.
[17] Massachusetts General Laws, ch. 208, §49.
[18] European Court of Human Rights, J.M. v. the United Kingdom, no. 37060/06, 28 September 2010.
[19] Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Türk Medenî Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi,” E.2/2184, 28 Mayıs 2024.
Seçilmiş Kaynakça
Kocabaş, Gediz. “Evlilik Sonrası Dayanışma İlkesi ve Bu İlkenin Sınırı Olarak Clean Break İlkesi Doğrultusunda Yoksulluk Nafakasını Belirleyici Ölçütler.” Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi 19, no. 1 (2013).
Kulaklı, Emrah. “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi.” İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 5, no. 2 (2018): 237–268.
Reyhani Yüksel, Sera. “Yoksulluk Nafakası ve Süre Sorunu.” Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2, no. 2 (2021): 485–509.
Yağcı, Kürşad. “Yoksulluk Nafakasında ‘Süresizlik’ Sorunu.” İstanbul Hukuk Mecmuası 76, no. 1 (2018): 323–358.
Committee on the Elimination of Discrimination against Women. General Recommendation No. 29 on Article 16 of the Convention: Economic Consequences of Marriage, Family Relations and Their Dissolution. CEDAW/C/GC/29. 30 October 2013.
İlgili mevzuat başlıkları
- • 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.175-176
- • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.153
- • AYM E.2025/156, K.2026/131
- • AYM E.2011/136, K.2012/72
- • CEDAW 29 No.lu Genel Tavsiye Kararı
- Anayasa Mahkemesi — E.2025/156 sayılı karar duyurusu
- Anayasa Mahkemesi — E.2011/136, K.2012/72
- 3444 sayılı Kanun — TBMM
- TBMM — 2/2184 sayılı Kanun Teklifi
Mevzuatın güncel metni için Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden kontrol yapılmalıdır.